Kitabı kim buldu

İnsanların bildiklerini, öğrendiklerini kitaplara yazması çok öncelere dayanır. Basılı veya yazılı kâğıt yapraklarının bir araya getirilmesiyle ve insanların hislerini, fikirlerini, başkalarına, uzaktakilere bildirmek, kendilerinden sonra gelenlere
ulaştırabilmek için kâğıtlara yazmak sûretiyle meydana getirilen eser. Uzakta bulunan bir kimseye
yazılan mektup veya pusula mânâsında da kullanılmıştır. Lügatte, kitap, “yazı yazmak” mânâsındadır

İlk devirlerde yazılan kitapların çoğu yangın, sel, harp
vb. gibi âfetlerin ve insanların birbirine düşmanlıklarının sonucu tahrip edilerek yok olup gitmişlerdir.
Cengiz’in torunu Hülâgü’nün Bağdat’ı ele geçirdiği zaman, bin seneden beri yazılan kütüphâneler
dolusu kitabı yaktırdığı ve suya attırdığı bilinmektedir.
Günümüze gelinceye kadar, ilim ve tekniğin gelişmesine paralel olarak kitap da şekil, hammadde ve
muhtevâ olarak çeşitli değişiklikler göstermiştir. Matbaanın bulunuşuna kadar kitaplar belli bir zümreye
hitap ederken, bu keşiften sonra kitap yavaş yavaş insanların günlük hayâtına girmiştir. Okuma-yazma
oranının artması kitaba olan ilgi ve ihtiyâcı da arttırmış, buna paralel olarak kitapçılık sanâyii
alabildiğine gelişmiştir. İlerde bu gelişmenin hangi noktaya kadar varacağını kestirmek zordur.
Şimdiden, basılı kitap ve gazete yerine “konuşan kitap ve gazeteler”den bahsedilmeye başlanmıştır.
Târihî kazılardan elde edilen bilgilere göre eskiden günümüze kadar kitabın, şekil olarak, geçirdiği
değişiklikleri tâkib etmek mümkündür. Kullanılan yazıya ve malzemeye göre kitaplar değişik şekiller
almıştır. Kâğıdın bulunuşundan evvel yazılar mâden, taş, tahta, kil tabletler üzerine kazınırdı. Sümer,
Asur ve Hititler kül tabletler üzerine yazardı. Çinliler ipek kumaş kullanırlardı. Nil kıyılarında ise yaprak
hâline getirilmiş papirus lifleri kullanıldı. Papirüs hafif, esnek fakat dayanıklı bir maddeydi. Ele geçirilen
ilk kitaplar M.Ö. 2700 yıllarına âittir. Bunlar eski Mısırlıların duâ, adak, vakıf gibi konuları içine alan
Ölüler Kitabı isimli dînî eserleridir. Kitaplar ağaç bir silindire sarılmış ağır tomarlar biçimindeydi. Yazı
papirüsün yalnız bir yüzüne fırça ile yazılırdı. M.Ö. 7. yüzyılda papirüs Mısır’dan, Yunanistan’a, oradan
da Romalılara geçti. M.Ö. 2. yüzyılda Romalılar 15 m uzunluğunda 15-30 cm genişliğinde papirüs
tomarları kullanmaya başladılar. Roma’da bâzısı halka açık kitaplıklar, ender kitap kolleksiyoncuları
vardı. Kitapçılar ithal ve ihraç ettikleri eserlerle geniş ticâret yaparlardı

Zamanla papirüs üretiminin azalması ve pahalanması, papirüsün nemden bozulması, tek yüzünün
kullanılması ve yanıcı bir madde olması, ayrıca umûmiyetle Mısır’da üretilen papirüsün yurt dışına
çıkarılmasının yasaklanması üzerine yazı yazılabilecek yeni bir maddenin aranmasına sebeb oldu.
Bâzı Asya milletleri çok eski çağlardan beri sepilenmiş deriyi yazı malzemesi olarak kullanırlardı.
Bergama (Pergamum), koyun derisi hazırlama işinde büyük bir ün salmıştı. Batı dillerinde parşömen
denilen tirşe böylece ortaya çıktı. Mîlâdın başlangıcında yaygın olarak kullanılmaya başlanan bu
malzeme, kitabın dış görünüşünü değiştirdi. Katlanabilen parşömen yaprakları; dikilen, bir araya
getirilen, bir ciltle korunabilen defter şekline sokulabiliyordu. Kitap arkalı-önlü yazılabilen bir dikdörtgen
şekline (kodeks) girdi (bugünkü şeklini aldı). Parşömene yazılmış kitaplar daha dayanıklı, daha
kullanışlıydı. Bizans İmparatorluğunun en eski devirlerine âit İstanbul’dan kaçırılan parşömen yazılı
bâzı yazma eserlerden üçü Vatikan’da, biri de Paris Millî Kütüphânesinde saklanmaktadır. Bunların
bâzısı minyatürlüdür.
Büyük ilâhî dinlerin ortaya çıkması ilmin ve kitabın gelişiminde birinci merhaledir. Dînî bir eğitim ve
öğretim kurma ihtiyâcı, öğretim kurumlarının yanısıra o zamanın şartlarına göre bir kitap sanâyiinin
kurulmasını gerektirmiştir.

Kitabın gelişiminde ikinci önemli merhale kâğıdın ortaya çıkmasıyla olmuştur. Kâğıt yüzyıllardan beri
Çin ve Türkistan’da kullanılmaktaydı. Kâğıdın ilk defâ 105 yılında Çin’de kullanıldığı tahmin
edilmektedir. Ancak insanların büyük bir bölümü kâğıdı tanımıyordu. İpekten elde edilen kâğıt da çok
pahalıydı. Kâğıdın paçavradan elde edilmeye başlanması ve Avrupa’da tanınması kitaplarda
parşömen yerine kâğıt kullanılmasını sağladı. Bu da mâliyeti düşürdü ve kitap sâhibi olmak nisbeten
kolaylaştı. Ancak, az zamanda çok ve çabuk kitap elde etmek henüz mümkün değildi. Kitaplar kopya
edilerek çoğaltılıyordu. Bu işi yapan bir yazıcılar (kâtipler sınıfı vardı. O zamanlar harfler, yazılmaktan
ziyâde resmedilirdi. Hüsn-i hat (kaligrafi) denilen güzel yazı (hattatlık) işi sıkı kuralları olan bir sanattı.
Kitapları süslemek (tezyin) ise ayrı bir sanattı.
Öğretimin yaygınlaşması neticesinde, adına tahta kalıp baskı da denen ksilografi yolu denendi. Bu
baskı tekniğinde; basılması istenen şey tahta levhalar üzerine kabartma olarak kazınıp üzerine
mürekkep sürülerek basılıyordu. Çin’de 8. yüzyılda kullanılan bu usûl, Mısır ve Suriye’de önceleri
kumaş üzerine motif basmak için sonraları ise kâğıt kullanımı yaygınlaşınca kitaplardaki resimlerin ve
daha sonra yazıyla berâber resmin çoğaltılmasında kullanıldı. Bu metinler tahta üzerine ters olarak
kazınıyordu. On beşinci yüzyılda birkaç yapraktan oluşan ve ancak bir yüzüne baskı yapılabilen
kitapçıklar basıldı. Ksilografik metodun yetersizliği ve geniş yazılara imkân vermemesi tipografinin
gelişmesine sebeb oldu. Tipografide harfler sökülüp takılmakta ve birkaç defâ kullanılmakta idi. Bu
metodla batıda ilk kitap 1450’de Almanya’da basıldı. İtalya’da 1465, Fransa’da 1477’de ilk kitap
basıldı. On beşinci yüzyılda 35.000 kitap basıldığı tahmin edilmektedir. 1501 yılından önce basılan
eserler el yazmalarına çok benzer.

Kitabın gelişiminde üçüncü ve en önemli merhale matbaanın keşfiyle oldu. Bu keşifle berâber kitabın
günümüze kadar ulaşan gelişmesi başladı. Matbaa ile kitap elde etmede en büyük engel olan “yazma”
problemi halledildi. Kısa zamanda, çok sayıda kitap elde etmek mümkün oldu. Baskı ve kâğıt
sanâyiindeki gelişmelere paralel olarak mâliyeti düştü, kitap sâhibi olmak çok kolaylaştı (Bkz. Baskı ve
Baskı Tekniği). Günümüzde her gün milyonlarca kitap basılmakta, dünyânın dört bir tarafına
dağıtılmaktadır. Bugün kitap girmeyen bir yer kalmamıştır. Kitap artık yaygınlaşmış, herkesin malı
olmuştur. Kitapçılık zamanımızda bir endüstridir. Bu endüstri, dev yayın şirketleri, gelişmiş kâğıt
sanâyii, en ileri baskı teknikleriyle çalışan matbaalar, en modern usûllerle faaliyet gösteren dağıtım ve
pazarlama şirketleriyle büyük boyutlara ulaşmıştır. Bununla berâber zararlı kitaplardan, yayınlardan,
insanları korumak, henüz halledilmemiş bir problem olarak bütün vehametiyle, ortada durmaktadır.

Avrupa’da ve Amerika’da, birçok ülkede şûbeleri olan beynelmilel dağıtım ve yayım evleri kurulmuştur.