Matbaayı kim buldu

Yazı, resim veya şekilleri, kâğıt, deri, kumaş gibi
malzemeler üzerine özel bir sûrette basarak çıkaran ve birden çok nüsha hâline getirilmesini sağlayan
makine veya sistem. Baskı makinesi diye de bilinen matbaa, Arapça asıllı bir kelimedir. Basım evi,
basım yeri, baskı âleti gibi anlamlarda kullanılmaktadır.
Allahü teâlâ ilk insan olan Âdem aleyhisselâma peygamberlik verdi. Emir ve yasaklarını bildirmek için
de kitap gönderdi. Fizik, kimyâ, tıp, eczâcılık ve matematik bilgileri hazret-i Âdem’e öğretildi. Âdem
aleyhisselâm ve onun neslinden gelen insanlar, kerpiç üstüne çeşitli dillerde yazılar yazdılar. Diğer
peygamberlere gönderilen kitaplar da insanlar tarafından okunup yazıldı. Ayrıca çeşitli ilimlerle ilgili
kitaplar yazıldı. Bu kitaplar ilk zamanlar elle yazıldıysa da, zamanla daha çok kimsenin
faydalanabilmesi için çoğaltma yolları araştırıldı. Taş ve ağaç üzerine oyulan çeşitli damgalar ve
kalıplar geliştirildi. Böylece baskı tekniği ve matbaa ortaya çıktı. Eski devirlerden beri bilinen ve
kullanılan matbaa bal mumu veya kil üzerine silindir biçimindeki damgalar ve kalıplarla elde edildi.
Tahta ve metal kalıplarla oyulmuş tuğlalardan da faydalanıldı. M.S. 2. yüzyılın sonlarında Çinliler
tarafından geliştirilen matbaada klâsik budist metinler basıldı. Mermer levhalara oyulan yazı ve şekiller
üzerine ıslak kâğıt basıldı, kâğıt üzerine çıkan kabartma yazı ve şekiller mürekkeple boyandı. Böylece
tek tek yazmak veya çizmek gibi zorluklar bir kenara bırakılarak aynı yazı ve şekiller pekçok sayıda
çoğaltılabildi. Zamanla mermer levhaların yerini ağaç baskı blokları aldı. Ağaç blok üzerine harfler ve
şekiller kabartmalar hâlinde oyuldu. Basım için ağaç blok fırçayla mürekkeplendi. Mürekkepli kısmın
üzerine kâğıt basılarak yazı ve şekiller kâğıt üzerine aktarıldı. Bu usulle Çin ve Japonya’da M.S. 8 ve
9. yüzyılarda çeşitli kutsal metinler basıldı. On birinci yüzyılda Çinli bir bilim adamı olan Sheng, metni
meydana getiren harfleri, kil ve tutkalı karıştırıp pişirerek tek tek hazırlama usulünü buldu. Özel
hazırlanmış ve pişirilmiş olan harfleri bir demir levhanın üzerine yan yana dizdi. Üzerlerini reçine, mum
ve kâğıt külüyle sıvadı. Daha sonra levhayı hafif ateşte ısıtarak harflerin katılaşmasını sağladı.
Katılaşmış harflerle kaplı levhanın üzerini mürekkepleyerek üzerine kâğıdı bastı ve basılmasını istediği
metinden istediği kadar nüsha çoğalttı. Basım işlemi bittikten sonra da kalıbı yeniden ısıtarak harfleri
tek tek söktü. Bu harfleri sonraki seferlerde tekrar tekrar kullanabilme usûlünü geliştirdi. Böylece tipo
baskı tekniğinin ilk örneği elde edilmiş oldu.
Çinlilerle komşu olan ve münâsebette bulunan Türkler de matbaayı kullanmaya başladılar.
Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu Tübitak’ın aylık olarak yayınladığı Bilim ve Teknik Dergisinin
Ağustos 1993 târihli 309. sayısında Türklerin M.S. 8. yüzyılda matbaayı bildikleri ve baskı tekniğini
kullandıkları şöyle bildiriliyor; “Basım işinin bulunması Çinliler ve Türklere âittir. Berlin-Brandenburg
Bilimler Akademisince yapılan araştırmalarda Doğu Türkistan’da yaşamış Türk halklarının dilleri ve
kültürleri inceleniyor. Turfan yöresinde yapılan kazılar ve elde edilen ip uçları basım işinin Türkiye’de
sanıldığı gibi, ilk defâ Mainz’li Alman Johannes Gutenberg tarafından bulunmadığını buna karşılık M.S.
8. yüzyılda Doğu Türkistan’da bulunduğunu ortaya çıkarıyor.
Bilimler Akademisi’nden Annamarie von Gabain’in incelemeleriyle Berlin’de değerlendirilen Doğu
Türkistan baskı kitapları, Uygur ve eski Türk kültürünün örneklerini oluşturuyor ve “Turfan
Araştırmaları” olarak anılıyor. Sekizinci yüzyılın ortalarında Kore ve Japonya’daki örnekleriyle benzerlik
gösteren Turfan tahta baskılar 100.000’den çok örneği basılmış olan budist sutra resim ve metinleri
gösteriyor. Eski Türkçe olan bu eşsiz güzellikteki baskılar Doğu Türkistan’ın Taklamakan Çölü
çevresinde Tarım Irmağı, Aksu-Turfan şehirleri yörelerinde bulunuyor. Dînî belgelerin, resmî
evrakların, yıllık takvimlerin çoğunlukta olduğu binlerce kitap tahta oyma harf ve klişelerle basılarak
geniş bir alana dağıtılmış bulunuyor. Berlin Brandenburg Bilimler Akademisi ilk baskı örneklerini
topluyor ve araştırmaları yoğun olarak sürdürüyor.
Ticâret yapmak ve İslâmiyeti yaymak gâyesiyle Semerkand ve diğer Orta Asya şehirlerine giden
Müslüman-Arap tüccarlar kâğıt kullanımını ve baskı tekniğini görerek memleketlerinde uygulamaya
başladılar. Kuzey Afrika üzerinden İspanya’ya geçen ve devlet kuran Endülüs Emevileri de matbaa ve
baskı tekniğini kullandılar. Bunlardan da ticâret ve ilim öğrenmek için Endülüs’e giden Avrupalılar
öğrendiler. On dördüncü yüzyıldan îtibâren Avrupa’da matbaa kullanılmaya başlandı. İlk zamanlar
daha çok dînî mâhiyetteki resimler basıldı. 15. yüzyılın başlarında ise birkaç sayfalık küçük kitapçıklar
basılmaya başlandı. 1423-37 seneleri arasında harflerin tek tek ağaçtan oyularak hazırlanmasına
geçildi. Daha sonra metalden hazırlanan harflerle baskı yapıldı. Önce pirinç veya tunçtan bir dizi harf
kalıbı hazırlandı. Sonra bu kalıplar, basılacak metni meydana getirecek şekilde kil veya kurşun gibi
yumuşak bir metal matris üzerine tek tek vuruldu. Arkasından matrisin yüzeyine kurşun dökülerek klişe
levha hazırlandı. Böylece Tipo baskı tekniğinde matbaa geliştirilmiş oldu.
Yanlış olarak matbaayı keşfeden Avrupalı bilgin diye tanıtılan Johannes Gutenberg daha önceden
bilinen baskı tekniğini biraz daha geliştirdi. Harfleri ve karakterleri tek tek dökerek hazırladı. Önce
karakterin pirinç veya tunçtan kalıbını hazırladı. Kalıpların çevresine kurşun dökerek bir matris elde etti
ve bunun üzerine kurşun kalay ve antimon karışımı bir alaşım dökerek karakterler elde etti.
Altta sâbit bir yatak ile üstte vidalı bir kol yardımıyla düşey olarak hareket eden bir kapaktan meydana
gelen bir matbaa makinesi geliştirdi. Bu sistemde baskısı yapılacak klişe yataktaki metal bir çerçeveye
tesbit ediliyor, mürekkepleniyor ve üstüne kâğıt konuluyordu. Daha sonra kapak kâğıdın üzerinden,
merdâne belli bir basınçla bastırılarak kâğıt üzerine baskı gerçekleştiriliyordu. Bunu tâkiben Peter
Schöffer 1475’te yumuşak metal kalıplar yerine çelik kalıpların kullanılması uygulamasını başlattı.
Satırların düzgün bir biçimde dizilebildiği bakır klişelerin hazırlanmasını elverişli hâle getirdi. Baskı
makinesinin yatak bölümü de hareketli duruma getirilerek kâğıt değiştirme, klişe mürekkepleme ve üst
kapağa basınç uygulama işlemleri de kolaylaştırıldı.
Matbaa ve baskı sistemlerinde zaman içinde yeni değişiklikler oldu. 1790’da İngiliz William Nicholson
mürekkepleme işleminde deriyle kaplı merdane kullanımını başlattı. 1795’te ABD’li Samuel Rust
tamâmen çelikten yapılmış ve üstten vidayla sıkıştırılan matbaa makinesini geliştirdi. 1803’te Alman
Friedrich Koenig buhar gücünden ve dişli çark sisteminden faydalanarak baskı kapağının inip
kalkmasını, yatağın ileri geri hareketini ve klişenin merdânelerle mürekkeplenmesini tek bir mekanik
hareket olarak birleştirdi. 1811’de yardımcısı Andreas Bauer ile birlikte baskı kapağının yerine, üzerine
kâğıt sarılı bobinlerin kullanımını başlatarak rotatif baskı sisteminin gelişmesinin ilk adımlarını attı.
1865’te ABD’li William Bullock tabaka yerine bobin kâğıtlar kullanarak kâğıt besleme işlerini devamlı
kıldı. Daha sonra da otomatik katlama makinelerini geliştirerek basım işini hızlandırdı.
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılda matbaa makineleri ve baskı teknikleri
husûsunda büyük gelişmeler oldu. Tipo baskı sisteminin yanında tifdruk, rotogravür ve ofset teknikleri
kullanıldı. Basımı yapılacak yazıların harf klişelerini tek tek dökerek dizen sıcak metal kullanan dizgi
makinelerinin yerini çok hızlı optik usullerin kullanıldığı bilgisayarlı dizgi makineleri aldı. Bu sâyede
büyük okuyucu kitleleri olan gazeteler çoğaldı.