Sandalyeyi kim buldu

Sandalyeyi kim buldu. Sandalyeyi kim icat etti. Araştırmalarda ortaya çıkan bulgulara göre M.Ö. 3000 yılında, eski Mısır’da bazı törenlerde yüksek arkalıklı sandalyeler kullanıldığı biliniyor.

Çinliler sandalyeye “barbar yatağı” derler; Çin’de İS 3. yüzyılda ortaya çıkan sandalye, toplumsal yaşamda uzun zaman itibar sahiplerine, ev yaşamında evin yaşlılarına ayrılmıştır. Japonlar diz çöküp topuk üstünde otururlar; Avrupalıların sandalyede oturuşu için “bacaklarını asmak” deyimini kullanan Hindular çömelirler; İslam dün-yasında bağdaş kurulur. Eski Mısırlıların resimlerinde, yazı yazanların hattatlar gibi bağdaş kurdukları görülür. Yunan ve Romalıların bıraktıkları resimlerden açık bir fikir edinmek zordur ve kaynaklar sınırlıdır.

Roma imparator-luğu döneminden kalma görsel malzemede yazıcıların koltukta oturdukları görülmektedir. Ancak Romalıların İS 2. yüzyıl, Yunanların M.S. 3. yüzyıldan kalma rölyef ve metinlerinde yazıcıların sandalyede otururken bile kucaklarında ve dizlerinin üstünde yazı yazdıkları anlaşılmaktadır ki açıklaması kolay değildir.

Masa ya da sırada yazmanın, resim yapmanın Karolenj İmparatorluğu döneminden itibaren (İS 8.-9. yüzyıllar) başladığı anlaşılmaktadır.

Dünyanın en ünlü bağdaş kurmuş figürü Buda’dır. Buda, Bo ağacının dibinde bağdaş kurup oturarak nirvanaya burada ulaşır. Buda’nın insan biçiminde ilk tasviri İÖ 1. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Buda’nın kurduğu bağdaş, vajrasana (vajra: şimşek, elmas ve-ya lotus oturuşu) denilen, ayakların bacakların arasından geçtiği ve tabanların yukarı baktığı bir biçimdedir. Buda ikonografisinde çizilen tablo ile Mezopotamya’nın ilk uygarlıklarında tanrı ve hükümdarların tasvirlerinde benzerlikler vardır. Tanrı veya hükümdar tahtta otururken, arkasında hayat ağacı, iki yanında melekler ve önünde onun büyüklüğünü onayan tebaası resmedilmiştir. Mezopotamya’da tanrı veya hükümdar tahtta otururken, Çin Han devri (İÖ 202- İS 22) taş kabartmalarında, Hun tasvirlerinde, Köktürk, Uygur, Karahanlı ve Selçuklularda tahtta bağdaş kurulur. Tahtta bağdaş kurmak Sasanilerde, İslamiyet öncesi İran’da görülmez. Osmanlılar da Hz. Muhammed, İsa ve öteki peygamberlerin veya simgesi güneş veya aslan olan, elinde kadeh veya asa bulunan ulu kişilerin bağdaş kurarak resmedildiği dini minyatürlerle aynı ikonografiyi devralmış, sürdürmüşlerdir.

Yan, arka, köşe minderleriyle sedir ve divanlar, peyke ve sayvanlar köy evlerinden saraylara, sandallardan faytonlara kadar klasik dönemin oturma araçlarıdır. Resmi dairelerde de oturma farklı değildir. Lady Montagu İstanbul’da (1717) minderlerin rahatlığına alıştıktan sonra Avrupa’ya döndüğünde sandalyeye oturmakta zorluk çekeceğini yazsa da sandalye Türkiye’ye girdi. Kesin bir süreçten söz edilemese de, 18. yüzyılın ilk yarısında kahvehaneler gibi kamuya açık mekânlarda minder kullanılırken, önce arkalıksız, alçak boylu, hasır iskemlelerin yaygınlaştığı görülmektedir.

Kırsal kesimde iskemleler önce evde üretildi sonra satın alınmaya başlandı. Köy kahvelerinde otuz yıl öncesine kadar bugün kahvehane iskemlesi olarak tanımlayabileceğimiz klasik sandalyeden daha yaygın olan bu hasır iskemlelerdi. Türkçede iskemle ile sandalye sözcükleri birbirinin yerine kullanıldığı için kayıtlarda da bunları ayırt etmek kolay olmuyor.

İskemle Latince scamnum’dan türetilen scamellum’dan gelir ve Avrupa dillerine de geçmiştir. Sandalye (sandaliyye) ise Arapça sandal ağacından türetilmiştir. Nişanyan’a göre ise Latince sedere oturmak fiilinden İtalyanca “sedilia” “oturulan şeyler” den geliyor. Eski Mısır, Yunan ve Roma’nın kendilerine özgü sandalyeleri varken, sandalyenin Avrupa’da tekrar kullanıma girmesi Rönesans’tan itibaren gerçekleşmiştir. Önce uzun sıralar ve banklar vardı. Koltuk sandalyeden daha eskidir. Sandalyenin tahttan türediği ve bacaklarının at, öküz ya da fil bacağı biçiminde yapılışının gerçekten bunları temsil etmesinden kaynaklandığı, iktidar simgesi olduğu düşünülmektedir.

İspanya’da 16. yüzyıl başlarında Hıristiyanlar Müslümanları yerde oturdukları için küçümserken, Hıristiyan kadınlarının sandalyede oturma haklarının olmaması, sandalye iktidarve statü ilişkisinin ve sandalyenin günlük kullanım eşyası olarak “demokratikleşip” olağanlaşmasının ne kadar uzun sürdüğünün bir başka kanıtını oluşturur. Orta sınıfların daha zengin olduğu dönemde şezlonglar (Fransızca “chaise-longue”) vardı; bugün açılır kapanır metal ve plastik piknik sandalyeleri onların yerini tutuyor. Tonet sandalye adını 1796 Prusya doğumlu Michael Thonet’ten alır. 1819’da atölye açan Thonet’in tutkal ve vida kullanımını en aza indiren sandalye modelleri önce Liechtenstein sarayına girmiş, 1851’den itibaren Viyana kafelerinde yaygınlaşarak bütün dünyada tanınmıştır.

Ancak, Ortaçağ’dan önce, arkalıklı sandalyelerin sayısı çok azdı. 1725 yılında Fransa’da Rococo stili döşeme tarzı başlayınca, arkalıklı sandalyelerin sayısı da arttı.

Sallanır sandalyeler, 1840’lardan itibaren Atlantik’in her iki yakasında da kullanılmaya başlandı. Madeni sandalyelerin ise daha 1830’lardan itibaren İngiltere’de satıldığı biliniyor.