İlaçları kim buldu

ilaclar

İlkel insanlar hastalığı ilahi bir ceza olarak görürlerdi. Bu nedenle tıp, rahipler ve büyücü doktorlar tarafından uygulanırdı. Bu da adak vermek, kötü ruhları kovmak ve büyü gibi çoğunlukla mantıksız biçimlerde olurdu. Uzun süre bu sihir-din İkilisi tıp ve doğa gözlemlerinden edindiği bilgilerle su, ısı ve birçok şifalı bitkiyi tedavi amacıyla kullanarak kendine özgü bir kurum oluşturdu. Yüzyıllar yüzyılları kovalayıp büyük Akdeniz uygarlıklarının biri yükselip biri yok oldukça, hastalık ve rahatsızlıklara karşı savaş sosyal bir olaya dönüştü. Çeşitli tedavi ve kür türleri bir sisteme bağlanarak, gelecek kuşaklara iletilmeye başlandı.

Sümer ve Babil yazılarında (İ.Ö. 1717 – 1665) tıbbi konulara rastlanır. Bunları, İ.Ö. 1500 – 1200’den kalma Mısır papirüsleri izler. Bu belgeler, aslında ilk bilinen tıbbi belgelerdir. En eski Çin belgeleri cerrahi tekniklerden, farmakolojiden ve tedavi uygulamalarından sözeder. Bunların hepsi de çok gelişmiş tekniklerdi. Gerçekten bunların bazıları (akupunktur gibi) günümüzde de hiçbir değişiklik yapılmadan kullanılmaktadır.

Hindistan’da hastalıklara karşı savaş daha çok cerrahide gelişmişti. İ.Ö. 5.yy.da Yunanistan’da ilk tıp okulları kuruldu. Fakat hastalıkların kötü ruhlarla ilişkisi olduğu görüşü antik dünyada yine de geçerliliğini sürdürdü.

2000 yıllık bir araştırma ve keşif çabasının (en önemlileri son 200 yılda yapıldı) sonunda hastalık kabusunun yok edilmesi başarıldı. Böylece tedavi edilemez gibi düşünülen difteri, sarı humma ve çiçek salgınları ortadan kalktı. Bir zamanlar difteriye yakalananların % 70’i ölüyordu, menenjitten ölenler ise hastalığa yakalananlar arasında % 90’ı buluyordu. Verem ile poliömyelit de korkulu hastalıklardandır. Bugün her ikisinin de antibiyotikler ve aşılarla önüne geçildi.

Diğer yandan aşılar, ölü veya zayıflatılmış mikroplardan hazırlanmışlarsa otojen, dışardan elde edilmiş mikroplardan hazırlanmışlarsa, heterojen aşılar adını alırlar.

Aşılama tekniği 1789’dan beri bilinir. O tarihlerde ünlü Çiçek Aşısını bulan İngiliz doktoru Edward Jenner bir çocuğu, sığır çiçeği hastalığına tutulmuş bir sığırdan aldığı bir damla irin ile aşılamıştı. Bundan bir yüzyıl sanra Louis Pasteur, aşıyı daha da geliştirmiş ve günümüzde bütün Dünya’da yaygın bir uygulama alanı bulmuştur. Böylece aşılar, eskiden milyonlarca insanın canını alan o büyük salgınları önlemiş, hatta bir bölümünü tamamen ortadan kaldırmıştır. Kuramsal olarak, aşısı bulunmayacak bir salgın hastalık kalmamıştır. Bu tür hastalıklardan en son aşısı bulunan cüzzamdır. Bu aşı 1973 yılında Norveç’te, o tarihten tam 100 yıl önce bu korkunç hastalığın mikrobunu saflaştıran bilim adamı Armauer Hansen’in ülkesinde bulundu. Böylece immünoloji (bağışıklık bilimi) uzun bir süre mikrobiyolojinin bir yan dalı olarak kaldı ve çalışmalarını bedenin mikrobik saldırılara karşı savunma mekanizmalarını incelemekle sınırladı.

Buna karşın günümüzde de hala birçok hastalık bilime meydan okumayı sürdürüyor. Modern tıp ise ilerleyen teşhis ve tedavi yöntemleri ile günden güne daha etkili duruma gelmekte ve 2000 yılına doğru bir takım kanser türlerinin denetim’ altına alınacağı ve bütün akıl hastalıklarının iyileştirileceği savı anlamsız gözükmemektedir. Tıbbın bütün büyük başarıları, insan bedeninin fizyolojisi ve morfolojisi üzerindeki bilgiler sayesinde oldu. Onun işlevlerinin birbiri ile bağlantılı olduğu ve karmaşık ilişkiler içinde bulunduğu anlaşıldı.

İnsanoğlu kendi tarihi boyunca, önceleri sınama-yanılma yöntemiyle, daha sonraları ise, bilimsel deney yöntemleriyle damla damla elde ettiği ilaç bilgisi, günümüz farmakolojisinin (ilaç bilimi) temelini oluşturmaktadır. Farmakoloji, artık pek çok hastalığın tedavisinde etkin bir biçimde kullanılabilen çeşitli ilaçları klinik tıbbın kullanımına sunabilmiştir. Ne var ki, her türlü ilacı, iki tarafı keskin bir kılıç olarak değerlendirmekte yarar vardır. Çünkü, belli bir dozdan sonra yan etkisi olmayan hiçbir ilaç yoktur. Bu nedenle, her ilacın büyük bir dikkatle ve doktor önerilerine göre kullanılması gerekmektedir. Yine de halk arasında ilaç kullanımı konusunda adeta gelenekselleşmiş yanlış davranışlar, tüm uyarılara karşın düzelmemektedir. Bu gelenekselleşmiş yanlış davranışların başında kişilerin birbirlerine çeşitli hastalıklara iyi geldiğini düşündükleri ya da gözledikleri ilaçları önermeleridir. İlacı öneren kişi, genellikle bir zamanlar, karşısındaki kişinin şikayetlerine aynen sahip olduğunu ve kendi doktorunun ya da bir başka kişinin kendisindeki şikayetleri bu ilaçlarla giderdiğini söyler. Matematiksel bir yaklaşımla da, aynı türden şikayetlerin aynı ilaçlarla düzelebileceği mantığım yürütür. Oysa aynı özellikteki bir şikayet, birbirinden farklı pek çok hastalıkta rastlanabilir. Örneğin, bir baş ağrısı şikayeti, basit bir soğuk algınlığında da görülebileceği gibi, bir beyin tümöründe de görülebilir. Basit bir soğuk algınlığını “Aspirin” ile tedavi etmek olasıdır; ya bir beyin tümörünü

Paylaşın Bilgi Çoğalsın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir